Ceryan


Ra(ta)tat

Mike ve Evan’dan oluşan Ratatat Amerika’dan da güzel elektronik çıktığının nadir örneklerinden (biraz abartıyorum, ama teşbihte hata olmaz) Bu müziğe elektronik demeye dilleri varmayan Amerikalılar, hemen “indie” kelimesini yapıştırıyorlar başına. (Kendileri “indie” olmayan bir şeyi dinlemezler tabi.)

Fakat Ratatat indie rock ya da pop müzik değil çok sağlam elektronik, progresive müzik yapmaktalar. Kendi şehirleri olan New York’ta verdikleri konserde gördüğüm üzere de canlı performansları hiç öyle yenilir yutulur cinsten değildi. Amerikan dinleyicileri bu tür müzikle coşturmaları bile kayda değer.

Canlı performanslarıını kayda değer kılan 3 öğe vardı. Birincisi, enstrüman hakimiyetleri.  Hiç bir enstrüman (davul, klavye, gitar) laf olsun diye çalınmadı, hepsinin hakkını verdiler 2 saat boyunca. Temel sentetik müziğin üzerine iki nota çalmıyorlar, bildiğin gitar, klavye çalıyor adamlar. İkili sahnede bir ordan bir oraya koşturdular, inanılmazdı. Diğer yandan konser boyunca arkadaki videoların hepsi son derece özenle hazırlanmıştı. Genelde arkaya “ilginç” olsun diye serpiştirilen videolar, bu konserde sanat galerisinde yayınlanacak kadar kaliteliydi. En önemlisi ise, çoğu birer video samplingi olan eserler şarkılar ile senkronlanmıştı. Yer yer ikiliyi izlemeyi bırakıp videoları izledim. Son olarak, heralde Ratatat’ın geniş kitlelere seslenmesini sağlayan gitara değinmek lazım. Gitarın ön plana çıktığı elektronik eserler daha çok kişinin dikkatini çekmeyi başarıyor, bunun en güzel örneği Daft Pank’ın Discovery albümü. Sanırım ratatat Amerika başarısının bir kısmını gitar ağırlıklı müziklerine borçlu. Tabi ki bunun dezavantajı da olmuyor değil, gitarı görenler hemen “rock” diye sınıflandırıyorlar iikiliyi.

Ratatat’ın LP3 albümü çok etkileyici. Son albümleri LP4 ise aynı tadı vermese de kulakta yer ediyor.

RATATAT’@MYSPACE

Reklamlar

Amerika’dan esintiler

Herhalde blogun her hangi bir yerinde Amerika’daki elektronik müzik eksikliğinden bahsetmişimdir. Burada elektronika, ya avrupa safsatası ya da tekno olarak algılanıyor ve pek dinlenmiyor. Yapanı da bulmak zor. Bulacaksanız bir kaç şehirde arayacaksınız, mesela LA, NYC falan.

Diyelim buldunuz, o zaman da hakkını verip paylaşacaksınız. İlk ibretlik paylaşım Blockhead. Görece Türkiye’de de bilinen DJ’imiz New York’lu. Son iki albümünü tavsiye ederim, eğer myspace sararsa durmayın, devam edin. Kendisini rahatlıkla Bonobo, Quantic’e üçüncü yaparım. Yaptım bile.

Blockhead myspacewiki – bu da favori parçalarından:

Diğer iki önerimizden (ikisi de Filedelfiya’lı) ilki bir grup: Pink Skull. Saykodeli bir house yapıyorlar. Tabiki ucundan hip hop ve trip hop olacak. Hafif bir fat boy tadı var. Bence kesin bakın.

Pink Skull myspace

Son grubumuz Moqita. Bu arkadaşlar Nu-Jazz denen, bazı çevrelerde soul denen, hatta ileri gidip Smooth Jazz diyenlerin de olduğu türe yakın bir müzik icat ediyorlar. Easy listening de diyim tam çorba olsun. Zero 7, Gabin tadı kalacak kulaklarınızda, eğer dinlersiniz

Moqita myspacesiteleri


Kara kum tanecikleri!

Bugünkü konumuz; “Bonobo yeni albüm çıkarmış.”

İlk önce Bonobo’dan bahsetmek gerekiyor. Kendisi İngiliz bir producer/DJ. Producer kelimesinin yapımcı ile aynı olmadığı, ve daha iyi bir Türkçesinin olmaması ayrı bir yazının konusu, fakat ufak da değinmek lazım. Producer olan DJ’ler bildiğiniz, özgün müzik üreten muhteşem insanlar. Nujabes, Quantic bu türün ne güzel örnekleridir. Bonobo da onlardan biri.

En son albümü “Days To Come” üzerinden nerdeyse 3 yıl geçmişti. Yeni albümü “Black Sands” ise geçtiğimiz günlerde çıktı. Yeni albümden sonra “Days to Come” albümünün istisna olduğu daha da belli oldu. Yeni albüm ilk albümlerine daha yakın, dans ritimleri daha fazla, vokal daha az, davul ritimleri daha geride ve bass yönü kuvvetli. “Days to Come” eğlence ortamında çalınması zordu, ama yeni albüm çok rahat bar, club ortamlarına gidecek kıvamda, hele bir de remixleri çıkarsa… Bu dediklerim albümde yenilik olmadığı yönünde algılanmasın; uzak doğu çizgisi, Nujabes, DJ Krush dinleyen bünyelerde “vel dan” etkisi yaratmıştır.

Benim açımdan şöyle bir güzelliği de oldu albümün; beğendiğim albümün turu dahilinde, bonobo Boston’a geliyor. Güzel bir yaşgünü hediyesi oldu.

İlk dinlemelerde hoşuma giden 3 şarkıyı monte ettim buraya, ama burda kalmasın kara kumlar, daha da dinlensin.