Ceryan


myspace (a.k.a. kırk yıldır bilineni ben buldum diye satma çabası)

Myspace güzel bir oluşum. “Neden?” dediğinizi duyar gibiyim. Anlatayım.

Birinci faydası her hangi bir müzik odağı için çok kısa sürede size bilgi verebiliyor oluşu. Youtube, ekşi sözlük, wikipedia gibi bilgi merkezlerinin özetini çat diye koyuyor karşınıza. Nereliler, son konserleri, şu an aktifler mi, kaç kişi gelip dinlemiş myspace’ten ve tanımak için hangi şarkılarını dinlemek gerek gibi hayati sorularınıza kısa zamanda cevap alabiliyorsunuz. Fazlasını isterseniz, indirirsiniz, başka sayfalara bakarsınız, keyfinize kalmış.

İkinci faydasını yeni keşfettim; sayesinde benzer müzikleri ve kankalarını hemen bulabiliyorsunuz. Diyeceksiniz last fm, reroro. Tamam, sakin, sözüm bitmedi. Onlar da dursun da, myspace sayesinde arkadaki sosyal bağları görebiliyorsunuz; daha bir coğrafi, doğrudan üreten odaklı ve eş dost durumları var.

Örneklerimizin üzerinden gidelim;   gotye diye birisini önerdi arkadaş -tamamen arkadas canlisi hislerle, dinledik beğendik. Avalanches’i hatırlattı. myspace arkadaşlarıından faux pas diye birisi var. Üşenmeden tıkladık.

Dinledik. O da Avustralyalıymış, gotye gibi. Ordan sardırdık mı Avustralya müziğine. Artık aynı tür de olması gerekmiyor, hatta aynı türe geri dönemiyorsunuz, takdir edersinizki çok tür var, türlü türlü türler. Tek tek sekerek ilerliyoruz. Bir de şöyle bir şey oluyor bu gezide, tek tek sekerken dinleyici sayısı düşüyor. 670 binden 65 bine düştük mesela.

Sonra Kharkov‘a geldik.  Ordan da Solo Andata‘yı bulduk. Bu son iki isim o kadar az biliniyorki, youtube bağlantısı bulamadım!  Bu noktada tabi ilk müzikten çok uzaklaştık, ama ne kazandık, kıyıda köşede kalmış gruplar ve yeni müzikler bulabildik. Yoksa Sydney’de kıyıda köşede çalan adamları nasıl dinleyecektik değil mi canlar. yaa yaa. myspace diyip geçmeyiniz.