Ceryan


Weekend Players

Weekend Players, tek albumleri olan bir grup. Baya downbeat, lounge ve trip hop. Bayağı Frou Frou çağrıştırıyor. Kaskade’in yavaşı, Portishead’in hızlısı. Zero 7 tınısı. Beady Belle’in daha az karın ağrısı. Vokal baskınlığı, son zamanlarda bu türde çok görülmeyen zenginlik. Tam da Everything But the Girl.
[Yeni bilgi: kısa ömürlü olan bu projenin sahibi olan ikiliden, vokaldeki kızmız Rachel, kendisi Bent’e de vokal yapmış. Diğer kişi ise Groove Armada’nın yarısı. “On the standout track, “I’ll Be There,” he lays a 4/4 melody across an accompaniment drawn from “Electric Counterpoint” by the minimalist composer Steve Reich; the result is a polyrhythmic interplay whose heat animates Foster‘s cool delivery, and from concept to execution it’s a textbook lesson for excellence within this genre.” allmusic]

Youtube’da çok yoklar, siz yolları zorlayıp albümü bulacaksınız artık.

MYSPACE [gerizekalının biri duvara müzik koymuş, kendiliğinden açılıyor, ilk önce onu gidip kapatın.]

Amerika’dan esintiler

Herhalde blogun her hangi bir yerinde Amerika’daki elektronik müzik eksikliğinden bahsetmişimdir. Burada elektronika, ya avrupa safsatası ya da tekno olarak algılanıyor ve pek dinlenmiyor. Yapanı da bulmak zor. Bulacaksanız bir kaç şehirde arayacaksınız, mesela LA, NYC falan.

Diyelim buldunuz, o zaman da hakkını verip paylaşacaksınız. İlk ibretlik paylaşım Blockhead. Görece Türkiye’de de bilinen DJ’imiz New York’lu. Son iki albümünü tavsiye ederim, eğer myspace sararsa durmayın, devam edin. Kendisini rahatlıkla Bonobo, Quantic’e üçüncü yaparım. Yaptım bile.

Blockhead myspacewiki – bu da favori parçalarından:

Diğer iki önerimizden (ikisi de Filedelfiya’lı) ilki bir grup: Pink Skull. Saykodeli bir house yapıyorlar. Tabiki ucundan hip hop ve trip hop olacak. Hafif bir fat boy tadı var. Bence kesin bakın.

Pink Skull myspace

Son grubumuz Moqita. Bu arkadaşlar Nu-Jazz denen, bazı çevrelerde soul denen, hatta ileri gidip Smooth Jazz diyenlerin de olduğu türe yakın bir müzik icat ediyorlar. Easy listening de diyim tam çorba olsun. Zero 7, Gabin tadı kalacak kulaklarınızda, eğer dinlersiniz

Moqita myspacesiteleri


Türk ceryanları

Elektronik müziğin Türkiye’de aslında görece çok dinlendiğini Amerika’ya gelince farkettim. Fakat üretim kısmında hala çok ileride değil, diğer türlere göre. Bu nedenle Türkiye merkezli müziğe özel bir yazı ayırmak faydalı olabilir.

Lafı uzatmadan, 4’ü bir arada olan yazıya dönüyorum. Dörtlemenin ilki bir grup, WUFI. Dinlediğime çok mesut olduğum bu grup, hafif French Electronica, Drum&Base olarak tanımlanabilir.  Dans ortamına çok iyi gidecek şarkılarının yanında, elektro rock‘a kayacak şarkıları da var.

Tek albümleri var, 2 şarkılarına klip çekmişler. Sözlerini de sevdiğim “Shut up”  burada;

İkinci sırada Kabus Kerim var. Cartel’den bildiğimiz usta samplerın değerini ünlü şarkıları “Araba yok” ve “Hani bana para” şarkılarıyla hatırlayabiliriz. Kendisinin şimdilerdeki sample ve miksleri de dinlenesi kesinlikle. O nedenle myspace ziyareti yapmakta fayda var.

Giles Peterson, ünlü bir producer/dj. Lounge FM kendisinin programlarını yayınlıyor. Anlaşılan o ki Türkiye’deki müzikle de ilgili bir insan, çünkü AHU’dan onun sayesinde haberimiz oldu. Çok bilgi bulamadık kendisi hakkında, ama myspace sayfası işte burda.

Son olarak Onor Bumbum diyeyim. Sade müzikler yapıyor ve kendisi söylüyor. İstanbul’da bir yerlerde çalmaktaymış. Belki bir gün canlı dinleyebilirim. Sesinin üzerindeki effekt bazılarının canını sıkabilir, uyarayım.

Kendi sayfası burda, canlı kayıtlarını da koymuş. Faydalı bir site olmuş. Yeni oluşum Two Curlies ise bonus.


myspace (a.k.a. kırk yıldır bilineni ben buldum diye satma çabası)

Myspace güzel bir oluşum. “Neden?” dediğinizi duyar gibiyim. Anlatayım.

Birinci faydası her hangi bir müzik odağı için çok kısa sürede size bilgi verebiliyor oluşu. Youtube, ekşi sözlük, wikipedia gibi bilgi merkezlerinin özetini çat diye koyuyor karşınıza. Nereliler, son konserleri, şu an aktifler mi, kaç kişi gelip dinlemiş myspace’ten ve tanımak için hangi şarkılarını dinlemek gerek gibi hayati sorularınıza kısa zamanda cevap alabiliyorsunuz. Fazlasını isterseniz, indirirsiniz, başka sayfalara bakarsınız, keyfinize kalmış.

İkinci faydasını yeni keşfettim; sayesinde benzer müzikleri ve kankalarını hemen bulabiliyorsunuz. Diyeceksiniz last fm, reroro. Tamam, sakin, sözüm bitmedi. Onlar da dursun da, myspace sayesinde arkadaki sosyal bağları görebiliyorsunuz; daha bir coğrafi, doğrudan üreten odaklı ve eş dost durumları var.

Örneklerimizin üzerinden gidelim;   gotye diye birisini önerdi arkadaş -tamamen arkadas canlisi hislerle, dinledik beğendik. Avalanches’i hatırlattı. myspace arkadaşlarıından faux pas diye birisi var. Üşenmeden tıkladık.

Dinledik. O da Avustralyalıymış, gotye gibi. Ordan sardırdık mı Avustralya müziğine. Artık aynı tür de olması gerekmiyor, hatta aynı türe geri dönemiyorsunuz, takdir edersinizki çok tür var, türlü türlü türler. Tek tek sekerek ilerliyoruz. Bir de şöyle bir şey oluyor bu gezide, tek tek sekerken dinleyici sayısı düşüyor. 670 binden 65 bine düştük mesela.

Sonra Kharkov‘a geldik.  Ordan da Solo Andata‘yı bulduk. Bu son iki isim o kadar az biliniyorki, youtube bağlantısı bulamadım!  Bu noktada tabi ilk müzikten çok uzaklaştık, ama ne kazandık, kıyıda köşede kalmış gruplar ve yeni müzikler bulabildik. Yoksa Sydney’de kıyıda köşede çalan adamları nasıl dinleyecektik değil mi canlar. yaa yaa. myspace diyip geçmeyiniz.