Ceryan


Çılgın atan birileri var buralarda

Her şey Rock’n Coke 2005’de Özlem Şimşek’in sesini ve Korhan Futacı’nın olağanüstü saksafonunu duymamla başladı. Sahnenin önündeki onlarca kişi gibi ben de performansın büyüsüne kapılmış şekilde yarım saat boyunca ritmle sallandım. O günden beri Tamburada ve grup dağıldıktan sonra ayrışanlar ne yapmışsa takip etmeye çalıştım.

Tamburada tamamı ile muhteşem bir oluşumdu. Çıkardıkları tek albüm olan Fantastik baştan sona defalarca dinlenebilecek şarkılarla dolu. Melodiler o kadar dokunaklı işlenmiş ki şarkılar, hislerin ve duyguların sese bürünmüş halleri gibi. Grubun müziğine baskınlık katan saksafonu ile Korhan Futacı’nın hayran olunacak bir performansı var. Özlem Şimşek’in muhteşem aksanı (anadili İngilizce’miş) ve sesi, özellikle Merdiven’in orta kısımlarında dünyanın en seksi sesi haline dönüşüyor. Feryin Kaya hastası olduğum basgitar tonlarının müsebbibi. Vurmalı enstrümanları Özün Usta, davulları da Berke Can Özcan çalmakta. Her grupta bulunması gereken Hammond’u çalan adam da Burak Irmak. Bu kalabalık kadronun son üyesi de elektronik efektleri ve “sample”ları borçlu olduğumuz Tansu Kener.

Fantastik, Baba Zula seven, jazz seven (aslında örneklenmesi çok zor bir müzikleri var) dinleyicinin bir defa dinlemesi gereken bir albüm. Ama asıl dinlenmesi gereken Tamburada’nın canlı performansı, Korhan’ın soloları ve grubun doğaçlamalarıydı. Ne yazık ki grup dağıldığı için bu anlamsız bir istek olarak kalıyor.

Çatalı Göster Bana!

Korhan Futacı, Berke Can Özcan, Feryin Kaya ve Burak Irmak Tamburada dağıldıktan sonra da Dandadadan’la müzik yapmaya devam ettiler. Tamburada’dan daha sert, ritmik ve enerjik olan Dandadadan, 2006 yılında çıkardığı Sen Bana Birini Android albümü ile Tamburada’nın deneyselliğinden hiçbir şey kaybetmediğini kanıtlamış oldu. Bu sefer vokalin değişmesiyle (ağırlıklı olarak Korhan) Dandadadan önceki grubun duygu dolu tınılarını bırakmış ve Zın Zın, Kuru Kuru, Hayaletler gibi daha gürültülü şarkılarla soundu başka bir yere çekerken sözleri de daha karamsar bir havaya sokmuş.

İnsanın dinlemeye doyamadığı bu albümü çıkardıktan bir süre sonra bu grupta kendisini rafa kaldırdığından beri, bu yetenekli insanların beraber ürettikleri yeni bir projeye rastlayamadım. Sadece Korhan’ın nerede duysanım tanıyacağım saksafonuna Yasemin Mori’nin Bırak Bu Rock’n Roll’u şarkısında rastlayıp ziyafet çektim. Keyifle dinlenecek şeyler üreten bu insanlar yaptıkları herşeyle takip edilmeyi haketmekeler.

Faideli bilgi;
http://www.myspace.com/dandadadan
http://www.lastfm.com.tr/music/DANdadaDAN
http://www.myspace.com/tamburada


Popüler Müziğin Kara Delikleri

Popüler olan mı kendisini dinlettiriyor, yoksa bilinmeyen bir güç mü bize yaptırıyor? Peki ya o şarkıları kim seçiyor? İşte bütün bu soruları irdeleyen gizem ve heyecan dolu bir macera

Wikipedia der ki; kara delik, çekim alanı her türlü maddi oluşumun ve ışınımın kendisinden kaçmasına izin vermeyecek derecede güçlü olan, kütlesi büyük bir kozmik cisimdir. Yani ne yapar bu kara delikler, etrafına toz, toprak, ışık, ışın demeden hepsini canavar gibi yerler. Bilim insanları, kimsenin tutamadığı bu astrofizik canavarların aslında hayatımızın hiçbir yerinde hiçbir şekilde karşımıza çıkamayacağını iddia ediyorlar. Hayır, yanılıyorlar. Türkiye’de yaşamışsanız mutlaka size de komşu bir kara delik mutlaka ki bulunmaktadır. Bu kara delik mahaller çekim alanlarına giren bütün müziği etkisi altına alıp yok ettikten sonra geriye kulaklarımıza pelesenk şarkılar bırakmaktadır. Neredeler bu kara delikler diye sormayın, komşu mahalleniz, gitmekten çok hoşlandığınız popüler mekânlar olabilirler.

Astrofizik kara deliklerin yedikleri kozmik abur cuburların kalıntılarına ne olduğunu bilememiyorum ancak müzikyutan kara deliklerin yemeklerini iyice sindirdikten sonra “işkence şarkılar” olarak doğaya saldığı aşikâr. Doğaya salma işlemini bölgenin ekonomik gücüne bağlı olarak kimi zaman bir Şahin’in “çaça” ses sisteminden(?), kimi zamanda bütün sokağa müzik yayını yapmayı amaç bellemiş bir korsan dvd dükkanından yapmaktadırlar.

Bu kara delikler müziğin her türlüsüyle beslenirken, dışkı olarak bıraktıkları atıklarda hip hop, pop, R&B ve rap favori tarzları olsa da bölgesine göre rock, tango, vals, hafif elektonik şarkılar da çıkmaktadır. Usher, Black Eyed Peas, 50 cent favori grupları olup neredeyse hitlerini kaçırmamaktadır. Hele ki Usher’ın Yeah parçası minibüsünden, “çakma” tshirt satınanına dar ama etkili bir yelpazede sıkı yer edinmiş, hala ara ara hayatımızı anlık zindanlara çevirebilmektedir. Minibüs örneği, bu astrofizik canavarın popüler müzik süpürüntüsü olan bu “atık müzik” dışkısını sadece lümpen yerlere bırakıp, sadece oraları kirlettiğini sanmayın; İstiklal Caddesi’nin baştan sona 2 yıl boyunca senkronize bir şekilde Seitkaliyev’in Waltz of the Butterfly parçasını çalan kitapçı ve kasetçiler birçok insanda kalıcı travmalar yarattı. Ömer Faruk Tekbilek I love you parçasını kaydederken insanlarda “yüz bin defa dinlemekten kulak travması” yaşayacaklarını düşünmemişti. Gerçi aynı şeyi Yedi Karanfil için söyleyemeyeceğim, onlar bunu düşünmüş olabilirler.

İşte doğanın bir dengesi sonucu ortaya çıkan bu karadelikler her gün akıllarımıza ziyan getiren şarkıları mekan, zaman, ekonomik, kalite durum dinlemeksizin üzerimize zerk etmektedir. Aslında “işkence şarkı” haline gelmemiş olsa keyifle dinleyebileceğimiz onca şarkı bu canavarı midesinde yok oldu gitti. Bu işkencelere maruz kaldıktan sonra Disco Partizani’yi tekrar dinlemem yaklaşık 6 ayımı alabildi, artık zevkle dans edebiliyorum. Aşağıda bize bu şekilde miras kalmış pis şarkıların kısa bir listesini görebilirsiniz.

Africanism All Stars – Zookey
Alex Guadino – Destination Unknown
Benni Benassi – Satisfaction
Bob Sinclair – What i Want by Fireball
Black Eyed Peas – Boom Boom Pow
Usher – Yeah


Ben elektronik müzikten hoşlanmıyorum.

“Ben elektronik müzikten hoşlanmıyorum.” diyen çok kişiyle karşılaştım. Her müzik dinleyicisinin “abi ben her türlü müziği dinlerim!” tarzı bir geniş gönüllülük beklemiyorum, fakat bu tarz bir ön yargının elektronik müzik için özelleşmesi gerçekten ilgi çekici. Bunun yanında bu fikirdeki kişiler müzikle üç aşağı beş yukarı ilgileniyorlar -caz olsun, rock olsun, yani müzikten anlamamaları veya çeşitlilik karşıtı olması gibi bir durumları da yok; karşımızda incelenesi bir ön yargı var.

Bu ön yargı üzerinde bilgi sahibi olmak biraz zor, çünkü üzerine bilim yapılmayacak kadar önemsiz gözüken bir konu. Üzerine üstlük yandan bu öznel cevapları olan soruların analizini yapmak çok zor. Tabi ki merak eden insanın yaptığı en sıradan şeyi yaptım; Google’a sordum.

Google’da konuyla ilgili kelime dizilerinin verdiği İngilizce’deki arama sonuçları merakımı doğrular nitelikte, çünkü on binlerce sonuçla karşılaşıyorsunuz. (“İnsanlar neden elektronik sevmez” ya da “elektronik müzik sevmiyorum” gibi aramalar yaparsanız göreceksiniz) Bu sonuçları okudum bir süre, ve genel olarak görüşlerin bir listesini çıkardım. Tabi ki iş burada bitmiyor, çünkü ‘bu ön yargıyı kırabilmek mümkün mü’ veya ‘neden oluşmuş’ gibi sorulara da değinmek gerekiyor.

En çok karşılaştığım ve herhalde en basit seviyedeki karşı çıkma, elektronik müziğin kolay üretilebilir olduğu. Hatta ileri gidersek, bu müziğin eğitim ve yetenek gerektirmeden oluşturulabilmesi ve bilgisayarı olan herkes tarafından yapılabileceği sık dile getirilen nedenler. İnsanlarda böyle kanıların oluşması bir ölçüde kabul edilebilir, çünkü bu müziği yapmak için temelde çok ekipman gerekmiyor. Bu olsa olsa iyi bir şey olabilir, çünkü bir alanda üreten insan sayısının fazla olması o alanı yükseltir. Ama bunu böyle yorumlamayan kişiler, sanırım, çokluktan kaynaklanan kalite farklılığından daha çok rahatsızlar. Bu açıdan haklarını vermek lazım. Rastgele gittiğiniz bir filarmoni orkestrasının konserinde hayal kırıklığına uğrama şansınız, internetten rastgele dinlediğiniz elektronik müziğe göre çok daha azdır. Eğer bir türden çok örnek varsa, iyisini bulmak için daha fazla çaba sarf etmeniz lazım. Bu elektronik müzik için çok doğru bir saptama, beğeninizi kazanacak kalitede müziği bulmak için diğer türlerden çok daha fazla uğraşmanız gerekiyor. Yani ortada çok fazla bilgisayar olabilir, ama yetenek için aynı şeyi söyleyemeyiz.

İkinci çok karşılaşılan sebep ise elektronik müziğin teknoyu çağrıştırması ve alt türleri hakkında bilgi sahibi olunmaması. Genel kanılardan biri de tekno imajının insanları elektronik müzikten itmesi. Bu tarihsel rastlantı, -80’lerin imajı- güncel elektronik müziğe haksızlık yapılmasına neden oluyor galiba.

Son grupta ise tekno müziğin tekrarı sevmesi ve söz içermemesi var. Anlaşılana göre insanlar şarkı sözlerini tahmin edilenden daha fazla önemsiyormuş. Tabi ki söz içeren şarkılar da yeterince var, ama sözsüz bir rock, pop şarkısı duymak çok daha az olası. Bu görüşü destekleyen bir bulgu, 2000’lerde çıkan elektronik müziğin daha fazla söz içermesi ve insanları çekmedeki etkisi. Mesela Royksopp, Fatboy Slim ve Bonobo Türkiye’de diğer prodüktör ve D.j.’lere göre daha fazla popüler oldular.

Bu ön yargıların zamanla eriyeceğini söylemek yanlış olmaz. Bundan daha ilginç tahminler de bulunmak gerekirse, elektronik tabanı olan müziklerin üretimi internetin müzik dağılımına katkısıyla artışa geçecek. Daha geniş kitleler seslenmek isteyen müzisyenler de müziklerini olabildiğince elektronik müzik etiketinden uzak tutmakta fayda görecekler (Electroacoustic diye bir terimin icat olması buna bir örnek). Son öngörüm ise, biz tüketenleri ilgilendiriyor. Artık tamamen internette doğup büyüyen türleri öğrenmek ve dinlemek için fazladan bir bilgilenme gerekecek. LastFM, Pandora tarzı kaynakların yanında dinleyicilerin ürettiği bilgilendirme içerikleri de önemli hale gelecek. Ansiklopedik bilgiler, -wikipedia, amg, bu dinamik ve çağdaş müziği ancak geriden takip edebiliyor. İşte bu noktada başlattığımız bu blog tarzı oluşumlara daha fazla ihtiyaç duyulacak.