Ceryan


DNA of music

Blogun kısa süren geçmişine bakınca sampling müziklerinin ağırlıklı olduğu gözüküyor, kaçmak lazım bundan.

Ama bu sitenin reklamın yapmadan bırakmayayım samplingi

http://www.whosampled.com/

soyle bir site var. Tahmin edileceği üzere şarkıların hangi müziklerden yapıldığını bulmanıza yardım edecek bir oluşum. Örnekleyim, bilinen Air bunları kullanmış, Amon Tobin şöyle yapmış. Şimdilik çok geniş değil veritabanları, ama yine de yeni müzikler keşfedebilirsiniz.

Hoş olmuş ve neden daha önce görmemişiz diyip kısa yazımızıa son veriyoruz.


Osman İşmen ve 70’lerin Kopuk Müziği

Yazıya başlamadan ekleyeyim, youtube açabilenler linkteki şarkıyı, açamayan ama albüme sahip olanlar albümden bir şarkıyı dinleyip okurlarsa, yazı kafanızda daha da anlam kazanacaktır. İkisini de yapamıyorsanız Zeki Metin filmlerini düşünüp öyle başlayın.

Osman İşmen – Diskomatik Katibim

70’ler müziğin ticari kaygılardan daha uzak, müzisyenlerin merak ettikleri seyleri daha serbestçe denedikleri bir dönem. Osman İşmen’de Diskomatik Katibim’i 1978 senesinde çıkarmış. Tabi o gunü bugün böyle yorumluyoruz nihayetinde ama kaydedildiği zamanda para kazandırsın diye çıkmıştır bu albüm piyasaya. Bu sebeple ilk cümledeki önermemin tam olarak cevap verdiğine inanmasam da, sebeplerinden birisinin o olduğuna inanıyorum. Bir diğer sebep de daha fazla sayıda iyi müzisyenin aynı anda varolabildiği bir zamanda onlardan öykünerek müzik yapanların ürünleri de daha kaliteli oluyor. Cem Karaca’nın Barış Manço’nun günümüzdeki örneklerden çok daha iyi olmaları bunu açıklıyor sanırım.

Bu rahatlıktan olsa gerek Osman İşmen de denesem nasıl olur diyerek, ilgisini çeken birşeyi yapmışa benziyor. Türk müziğinin dna kodlarına işlemiş şarkıların bir kısmını o donemin (70’ler) revaçta tarzıyla yorumlayarak disco, funk, groove değişik bir albüm sunmuş bizlere. Nihavend longadan mehter marşına çok iyi bildiğimiz on şarkıyı bu şekilde dinlemek değişik bir his tabi. ama tarzların birbirine oturmamasindan kaynakli bir olmamislik, bir oturmamislik hissettim ben bir kaç şarkıda.

Yinede düşünmeden edemiyorum, kasap havası düğünlerde o dandik synthesizerlarla değil de Osman İşmen’in bu albümdeki haliyle çalınsa düğün salonlarının disko toplaronın daha bir anlamı olmaz mıydı diye. Bu albüm düğün salonlarında kendine yer edebilmiş ve bu günlere kalabilmiş olsaydı, düğün denen aksiyonun çok daha eğlenceli geçeceğine inanıyorum.

O yıllarda çıkan benzer albümlerin basına gelen hadise Diskomatik Katibim’inde başına gelmiş, Türk filmleri bu albümdeki şarkıları birçok filmde hunharca kullanmış. Zeki Metin filmlerine, Teco’nun hippi olduğu o ev partileri ya da çılgın diskotek ortamlarına dikkat, arkada mutlaka bu albümden bir şarkı çıkacaktır karşınıza. Gerçi gerilim sahnesine Pink Floyd Dogs solosu koyanlar da varmış bu memlekette. Tabi Yeşilçam o zamanlar Osman İşmen olsun Önder Bali orkestrasını kullanırmış. Doksanlara geldiğimizde Levent Kırca’nın Barbaros Hayrettin’inin enfes şarkılarını kullandığını da gördük, değişik kafalar tabi bunlar.

Denemek için alın/indirin dinleyin derim. Sonrasında bazı yerlerde belki sizde kullanmak istersiniz ya da arkadaslarınıza çalıp sekil de yapmak isteyebilirsiniz. Bir kere dinleyip bir şey kaybetmeyeceğiniz gibi şarkıların bu yorumlarını daha çok beğenebilirsiniz de.

Meraklısına Not: Albümde yer alan şarkılar aşağıdaki gibi

1) üsküdar’dan diskoteğe giderken
2) nihavent longa
3) mevlana, kara karadır
4) döktürü süt içtim diskotekte
5) konyalı final

kısım 2:

1) rast disko intro
2) hekimoğlu
3) disko kasap havası
4) azize diskotekte
5) ceddin dede (mehter marşı)


myspace (a.k.a. kırk yıldır bilineni ben buldum diye satma çabası)

Myspace güzel bir oluşum. “Neden?” dediğinizi duyar gibiyim. Anlatayım.

Birinci faydası her hangi bir müzik odağı için çok kısa sürede size bilgi verebiliyor oluşu. Youtube, ekşi sözlük, wikipedia gibi bilgi merkezlerinin özetini çat diye koyuyor karşınıza. Nereliler, son konserleri, şu an aktifler mi, kaç kişi gelip dinlemiş myspace’ten ve tanımak için hangi şarkılarını dinlemek gerek gibi hayati sorularınıza kısa zamanda cevap alabiliyorsunuz. Fazlasını isterseniz, indirirsiniz, başka sayfalara bakarsınız, keyfinize kalmış.

İkinci faydasını yeni keşfettim; sayesinde benzer müzikleri ve kankalarını hemen bulabiliyorsunuz. Diyeceksiniz last fm, reroro. Tamam, sakin, sözüm bitmedi. Onlar da dursun da, myspace sayesinde arkadaki sosyal bağları görebiliyorsunuz; daha bir coğrafi, doğrudan üreten odaklı ve eş dost durumları var.

Örneklerimizin üzerinden gidelim;   gotye diye birisini önerdi arkadaş -tamamen arkadas canlisi hislerle, dinledik beğendik. Avalanches’i hatırlattı. myspace arkadaşlarıından faux pas diye birisi var. Üşenmeden tıkladık.

Dinledik. O da Avustralyalıymış, gotye gibi. Ordan sardırdık mı Avustralya müziğine. Artık aynı tür de olması gerekmiyor, hatta aynı türe geri dönemiyorsunuz, takdir edersinizki çok tür var, türlü türlü türler. Tek tek sekerek ilerliyoruz. Bir de şöyle bir şey oluyor bu gezide, tek tek sekerken dinleyici sayısı düşüyor. 670 binden 65 bine düştük mesela.

Sonra Kharkov‘a geldik.  Ordan da Solo Andata‘yı bulduk. Bu son iki isim o kadar az biliniyorki, youtube bağlantısı bulamadım!  Bu noktada tabi ilk müzikten çok uzaklaştık, ama ne kazandık, kıyıda köşede kalmış gruplar ve yeni müzikler bulabildik. Yoksa Sydney’de kıyıda köşede çalan adamları nasıl dinleyecektik değil mi canlar. yaa yaa. myspace diyip geçmeyiniz.


The Avalanches

The Avalanches’i ilk kez Lounge FM’de duydum, Frontier Psychiatrist. Şarkının dile pelesenk olan sözleri “That boy needs therapy” aratınca youtube’dan videosunu bulmak mümkün. Şarkının en az kendisi kadar etkileyici ve zekice bir videosu var. Cevher’e ulaşmak, albümü (Since I left you) indirmekle doruk yapıyor. Bu şarkının olduğu albümün, sampling türünde bir kült olduğunu söylemek abartılı kacmayacaktır.

Ne yazık ki, dakikalar içinde yükseldiğimiz heyecandan damdan düşer gibi uzaklaşıyoruz, çünkü 2000 yılındaki bu albümleri dışında başka bir albümleri yok. Resmi sayfaları ise terk edilmiş durumda. Başka toplama albümlerde remixleri var, o kadar.

Tek tesellimiz, albümlerinin insanı en az bir kaç ay oyalama yetisi, tüketmesi çok güç çünkü çok zengin bir albüm. Albüm 3500 sample kullanılarak yapılmış. 2 klipleri var, diğer klip Since I left you için çekilmiş ve bir kaç kez izlettiren kliplerden.

Önerimiz şu, ilk önce Frontier Psychiatrist’i dinleyin, ondan sonra klibini izleyin (bu şekilde klibin başarısı daha çok anlaşılacaktır). Sonra albümü indirin, ve dinleyin. Zaten bu türü seviyorsanız bırakamayacaksınız.

The avalanches@myspace


Radyolar

Dinlediğim müziklerin ciddi bir kısmını radyolardan keşfettim. O nedenle bağlantılar kısmına radyoları eklemek gerekti.

Bir iki yorum yazayım bu radyolar ile ilgili. En çok keşfi Monkey Radio sayesinde yaptım. Yenilenmeyen bir arşivle çalıyor. Yine de tüketmek bir kaç ay alıyor. Lounge, downbeat ekseninde çalıyor. Bazı programlar ile yayını mp3’e çevirip arşiv yapabilirsiniz (bağlantı kotalı değilse). Lounge FM ise daha fazla populer müzik çalıyor. Ama şarkı keşfetmek imkansız, çünkü şarkı isimlerini söylemiyorlar.* Alman lounge radyosu ise güzel bir arayüze sahip ve daha yavaş müzikler çalıyorlar. Son olarak Dinamo FM ise daha hızlı müzikler çalıyor. Denemeye değer.

Var mı sizin önerileriniz?

*[edit] sonradan bunun için 2 yöntem geliştirdim. Birincisi, şarkı sözlerini google’da aratmak. Daha kolay olan yöntem ise Tunatic diye bir program. Radyoyu bilgisayarda dinlerken, bu programı kullanarak şarkının ismini ögrenebiliyorsunuz. Her şarkıyı bulamıyor, ama bu da bir adım.


Çılgın atan birileri var buralarda

Her şey Rock’n Coke 2005’de Özlem Şimşek’in sesini ve Korhan Futacı’nın olağanüstü saksafonunu duymamla başladı. Sahnenin önündeki onlarca kişi gibi ben de performansın büyüsüne kapılmış şekilde yarım saat boyunca ritmle sallandım. O günden beri Tamburada ve grup dağıldıktan sonra ayrışanlar ne yapmışsa takip etmeye çalıştım.

Tamburada tamamı ile muhteşem bir oluşumdu. Çıkardıkları tek albüm olan Fantastik baştan sona defalarca dinlenebilecek şarkılarla dolu. Melodiler o kadar dokunaklı işlenmiş ki şarkılar, hislerin ve duyguların sese bürünmüş halleri gibi. Grubun müziğine baskınlık katan saksafonu ile Korhan Futacı’nın hayran olunacak bir performansı var. Özlem Şimşek’in muhteşem aksanı (anadili İngilizce’miş) ve sesi, özellikle Merdiven’in orta kısımlarında dünyanın en seksi sesi haline dönüşüyor. Feryin Kaya hastası olduğum basgitar tonlarının müsebbibi. Vurmalı enstrümanları Özün Usta, davulları da Berke Can Özcan çalmakta. Her grupta bulunması gereken Hammond’u çalan adam da Burak Irmak. Bu kalabalık kadronun son üyesi de elektronik efektleri ve “sample”ları borçlu olduğumuz Tansu Kener.

Fantastik, Baba Zula seven, jazz seven (aslında örneklenmesi çok zor bir müzikleri var) dinleyicinin bir defa dinlemesi gereken bir albüm. Ama asıl dinlenmesi gereken Tamburada’nın canlı performansı, Korhan’ın soloları ve grubun doğaçlamalarıydı. Ne yazık ki grup dağıldığı için bu anlamsız bir istek olarak kalıyor.

Çatalı Göster Bana!

Korhan Futacı, Berke Can Özcan, Feryin Kaya ve Burak Irmak Tamburada dağıldıktan sonra da Dandadadan’la müzik yapmaya devam ettiler. Tamburada’dan daha sert, ritmik ve enerjik olan Dandadadan, 2006 yılında çıkardığı Sen Bana Birini Android albümü ile Tamburada’nın deneyselliğinden hiçbir şey kaybetmediğini kanıtlamış oldu. Bu sefer vokalin değişmesiyle (ağırlıklı olarak Korhan) Dandadadan önceki grubun duygu dolu tınılarını bırakmış ve Zın Zın, Kuru Kuru, Hayaletler gibi daha gürültülü şarkılarla soundu başka bir yere çekerken sözleri de daha karamsar bir havaya sokmuş.

İnsanın dinlemeye doyamadığı bu albümü çıkardıktan bir süre sonra bu grupta kendisini rafa kaldırdığından beri, bu yetenekli insanların beraber ürettikleri yeni bir projeye rastlayamadım. Sadece Korhan’ın nerede duysanım tanıyacağım saksafonuna Yasemin Mori’nin Bırak Bu Rock’n Roll’u şarkısında rastlayıp ziyafet çektim. Keyifle dinlenecek şeyler üreten bu insanlar yaptıkları herşeyle takip edilmeyi haketmekeler.

Faideli bilgi;
http://www.myspace.com/dandadadan
http://www.lastfm.com.tr/music/DANdadaDAN
http://www.myspace.com/tamburada


Easy Star All Stars

Bu adamlar en sevdiğimiz grupların en sevdiğimiz albümlerini coverlıyorlar. Bu işi de şarkıları dub, reggae yorumlayarak yapıyorlar ve bu formül bir hayli başarılı olmuş. Bir defa canlı izleme imkanını da bulduğum Easy Star All Stars kesinlikle eğlence vaadediyor. Şu ana kadar çıkardıkları üç albümde Pink Floyd – Dark Side of the Moon, Radiohead – OK Computer ve Beatles – Sgt. Lonely Hearts Club Band albümlerini kendilerince yeniden düzenlediler. Değişiklik arayanlar için iyi bir grup.

Nedir, ne değildir diye bakacaksanız alın size bir iki şeker link

http://www.myspace.com/easystar
Canlıyken böyleler


Zengin müzikleri ve K&D

Oldum olası caz mevhumunun zengin sınıfın tekeline düşmesine kıl olmuşumdur. Caz dinlemek için ya%5’lik dilime gireceksiniz ya da ciddi para biriktirmeniz gerek. Böyle olunca her ne kadar ilgi duysam da canlı performansları düzenli takip etmek imkansız olmuştur İstanbul’da.

Ne yazık ki son 2-3 yılda alakalı kişiler el ele verip (lounge FM, Babylon vs…) bu durumun aynısını elektronik müzik için de geçerli kıldılar. Tebrikler valla. Bonobo ilk istanbul konserinde 25 liraya çaldı. Ondan sonra hemen tarife arttı. Lounge FM’in festivali ise resmen ‘kalbur üstü değilsen bulaşma’ demekte. Lounge FM’in etkinlik duyurularını nerede duysam sinirim atıyor artık.

Bu müzisyenler Avrupa’da sürekli bir yerlerde çalmaktalar ve bilet fiyatları 15 ile 30 € arasında değişiyor (Satın alma gücü paritesini de dikkate almak lazım). Ama her ne hikmetse, bize geldiklerinde fiyatlar bir kaç kez katlanıyor.

Neyse, nerden geldik bu konuya, Kruder  & Dorfmeister. 20 Ekim’de İstanbul’a geliyorlar. Bilet fiyatı 56 Lira Biletix’te. Biletix öpücükleri hariç. Bildiğim kadarıyla çok gelmiyorlar İstanbul’a. Güzel bir fırsat olabilir. Ya da yarım saat çalıp giderler, olmayabilir.

Günün linkleri ise şöyle,

Ninja Tunes favori plak şirketim, bilumum grup bilgisi için buyrun
Kruder & Dorfmeister biletleri
Kruder & Dorfmeister sitesi


Žagar

Žagar Macar bir grup. Grupta enstrüman dağılımı ile eskiden bir rock grubu olduğunun ipucunu veriyor. Her şeyden biraz var Zagar’da; sampling, akustik enstrümanlar, inceden bir rock ve yerine gore iyi bir dans ritmi -hatta downbeat azıcık. Grup hakkında kısa bir bilgi geçeyim; 2 albümleri var. Son albümleri “Cannot Walk Fly Instead” albümlerini dinlemek sart. Dikkat çekici şarkılar; albüme ismini veren sarki -iyi bir dans ritmiyle, “Prophet is a fool” güzel gitar rifleri ve samplelari ile, aksak ritmi ile “North Pole Samba”, düşük tempolu “Longing for Solitude”…

sırada linkler var;
Myspace
Resmi Site


Popüler Müziğin Kara Delikleri

Popüler olan mı kendisini dinlettiriyor, yoksa bilinmeyen bir güç mü bize yaptırıyor? Peki ya o şarkıları kim seçiyor? İşte bütün bu soruları irdeleyen gizem ve heyecan dolu bir macera

Wikipedia der ki; kara delik, çekim alanı her türlü maddi oluşumun ve ışınımın kendisinden kaçmasına izin vermeyecek derecede güçlü olan, kütlesi büyük bir kozmik cisimdir. Yani ne yapar bu kara delikler, etrafına toz, toprak, ışık, ışın demeden hepsini canavar gibi yerler. Bilim insanları, kimsenin tutamadığı bu astrofizik canavarların aslında hayatımızın hiçbir yerinde hiçbir şekilde karşımıza çıkamayacağını iddia ediyorlar. Hayır, yanılıyorlar. Türkiye’de yaşamışsanız mutlaka size de komşu bir kara delik mutlaka ki bulunmaktadır. Bu kara delik mahaller çekim alanlarına giren bütün müziği etkisi altına alıp yok ettikten sonra geriye kulaklarımıza pelesenk şarkılar bırakmaktadır. Neredeler bu kara delikler diye sormayın, komşu mahalleniz, gitmekten çok hoşlandığınız popüler mekânlar olabilirler.

Astrofizik kara deliklerin yedikleri kozmik abur cuburların kalıntılarına ne olduğunu bilememiyorum ancak müzikyutan kara deliklerin yemeklerini iyice sindirdikten sonra “işkence şarkılar” olarak doğaya saldığı aşikâr. Doğaya salma işlemini bölgenin ekonomik gücüne bağlı olarak kimi zaman bir Şahin’in “çaça” ses sisteminden(?), kimi zamanda bütün sokağa müzik yayını yapmayı amaç bellemiş bir korsan dvd dükkanından yapmaktadırlar.

Bu kara delikler müziğin her türlüsüyle beslenirken, dışkı olarak bıraktıkları atıklarda hip hop, pop, R&B ve rap favori tarzları olsa da bölgesine göre rock, tango, vals, hafif elektonik şarkılar da çıkmaktadır. Usher, Black Eyed Peas, 50 cent favori grupları olup neredeyse hitlerini kaçırmamaktadır. Hele ki Usher’ın Yeah parçası minibüsünden, “çakma” tshirt satınanına dar ama etkili bir yelpazede sıkı yer edinmiş, hala ara ara hayatımızı anlık zindanlara çevirebilmektedir. Minibüs örneği, bu astrofizik canavarın popüler müzik süpürüntüsü olan bu “atık müzik” dışkısını sadece lümpen yerlere bırakıp, sadece oraları kirlettiğini sanmayın; İstiklal Caddesi’nin baştan sona 2 yıl boyunca senkronize bir şekilde Seitkaliyev’in Waltz of the Butterfly parçasını çalan kitapçı ve kasetçiler birçok insanda kalıcı travmalar yarattı. Ömer Faruk Tekbilek I love you parçasını kaydederken insanlarda “yüz bin defa dinlemekten kulak travması” yaşayacaklarını düşünmemişti. Gerçi aynı şeyi Yedi Karanfil için söyleyemeyeceğim, onlar bunu düşünmüş olabilirler.

İşte doğanın bir dengesi sonucu ortaya çıkan bu karadelikler her gün akıllarımıza ziyan getiren şarkıları mekan, zaman, ekonomik, kalite durum dinlemeksizin üzerimize zerk etmektedir. Aslında “işkence şarkı” haline gelmemiş olsa keyifle dinleyebileceğimiz onca şarkı bu canavarı midesinde yok oldu gitti. Bu işkencelere maruz kaldıktan sonra Disco Partizani’yi tekrar dinlemem yaklaşık 6 ayımı alabildi, artık zevkle dans edebiliyorum. Aşağıda bize bu şekilde miras kalmış pis şarkıların kısa bir listesini görebilirsiniz.

Africanism All Stars – Zookey
Alex Guadino – Destination Unknown
Benni Benassi – Satisfaction
Bob Sinclair – What i Want by Fireball
Black Eyed Peas – Boom Boom Pow
Usher – Yeah