Ceryan


Category Archive

The following is a list of all entries from the Murat category.

Waldeck

Avusturya’lı pek saygı değer Klaus Waldeck’ten bahsedeceğim bugün sizlere. Wiki bilgiler vereyim öncelikle, Klaus altı yaşından beri piano çalan bir gençmiş. Sonraları hukuk okumuş mutlu olmamış, kaçmış Londra’ya ve herşey başlamış. Last FM tarz olarak chillout, electronic, trip-hop ve lounge taglarını büyük büyük yazmış Waldeck için. Ben electronic ve lounge kısmına katılıyor ve o kısmını beğeniyorum. Tam tamına 4 albüm çıkarmış Waldeck projesiyle Klaus Waldeck. Bir başka projesi ise Saint Privat, lakin bu yazıyı yazarken bir kaç şarkısını dinledim onları da çok beğenmedim. Klaus Waldeck’in trip hop eserleri her iki grubunda da downtempo olduğu için olsa gerek benim hoşuma gitmedi. Siz dinleyin kendi kararınızı vereceksiniz nihayetinde.

Waldeck olarak çıkardığı albümlere gelecek olursak sırasıyla; Northern Lights(1996) , Balance of the Force(1998)(epey star wars anımsatıcı, ama tamamen alakasız), The Night Garden(2001) ve benim favorim olan Ballroom Stories(2007). Balo müziği diye aratınca tam olarak bu albümdeki şarkı bütünlüğünün arka planındaki ritim ve üflemeli zenginliğinin kaynağı olduğunu farkettim. Albümdeki şarkılardan herhangi birisini radyoda duysanız, sesi açmak istersiniz. Melodiler o kadar akılda kalıcı ki, dinledikçe dilinize pelesenk olacak türden. Ben bu albümü keşfedeli epey zaman oluyor, bu yazıyı yazmak da epey zamandır aklımda, anca bu gün oturabildim başına.

Albüme geri dönecek olursak şarkı listesi şu şekilde

Make My Day
Jerry Weintraub
Memories
Addicted
So Black and Blue
Midsummer Night Blues
Why Did We Fire the Gun?
Dope noir
Get Up… Carmen
Bei Mir Bist Du Schön (dub)
Our Day Will Come

Tek tek şarkı analizi yapmayacağım, sanırım bundan üşendiğim için bunca zamandır yazamıyordum bu yazıyı:) Ama bu albümün en beğendiğim şarkısı Bei Mir Bist Du Schön dub remiksi. Şarkının orjinal hali de güzel lakin bu hali şarkıyı bir başyapıta döndürmüş. Enfes de bir klibi var onu paylaşmadan devam etmeyeyim.


SoundCloud

Son zamanlarda, aldığım akıllı telefonumun da etkisiyle, vakit geçirmekten çok keyif aldığım iki sosyal medya platformu var. Birisi instagram, diğeri de SoundCloud. SoundCloud kullanımı epey kolay bir site, üye oluyorsunuz isterseniz kendi müziğinizi kayıt edebiliyor ya da istediğiniz dosyayı upload edip takipçilerle paylaşabiliyorsunuz. Buraya kadar türevlerinden pek bir farkı yok diyebilirsiniz, lakin soundcloud kendini burada parçalarına ulaşabileceğiniz kullanıcılarla gösteriyor. Geçen yazımda da FOC Edit’s parçalarına soundcloud üzerinden ulaşabileceğiniz bir link vermiştim. Asıl beni günlerdir meşgul eden Cartel’den tanıdığımız Karakan’ın esas adamı Kabus Kerim’in son zamanlardaki tüm çalışmalarına da buradan ulaşabiliyor olmanız.

Günlerdir dediğime bakmayın siz iki gündür ben buradan Kabus Kerim’i ve keşfettiğim diğerlerini dinliyorum.


FOC Edit’s

Biliyorum epey zamandır yazı yazmadığım, askere gideceğim, geldim ama kendime geleceğim derken günler ayları kovaladı gitti. Uzun soluklu olmasa da hızlısından yeni bir keşif paylaşayım istedim. Bir süredir Dinamo FM’de miksleri dönen FOC Edit’s şarkıları enfes bir şekilde remiksliyor. Kim olduklarına dair yaptığım kısa araştırmadan bişey çıkaramadım ama sanırım bir kaç dj var bu işin içinde. Bir tanesi de Mr. Pink. O kim derseniz benim için de bir gizem şu anda.

Şimdiye kadar yaptıklarına ulaşmak için buraya bakabilirsiniz

En çok beğendiğim miks Özdemir Erdoğan’ın Aç Kapıyı Gir İçeri. Şarkının orjinali de şaşırtıcı derecede güzel ama yeni hali harikulade olmuş.

“Bugünlerde bir şeyler oluyor bana acep neden
Yalnızlık geçiyor, gönlümdeki ıslak caddelerden
Bakarsan bugulu penceremden
Dünyam kapkaranlık, neden bilsen

Aç kapıyı gir içeri, gönlüm bekliyor seni

Bana ne şu yalan dünyadan, yanımda sen olmazsan
Gözlerim kapanmaz seni sinemde uyutmazsam
Sevmeyince hayat bomboş dedin
Yaşamayı bana sen öğrettin”

Daha da heyecan verici şeyler için sanırım bu adrese de bi bakmak gerekiyor.

http://www.vesvese.com.tr/v1/


Osman İşmen ve 70’lerin Kopuk Müziği

Yazıya başlamadan ekleyeyim, youtube açabilenler linkteki şarkıyı, açamayan ama albüme sahip olanlar albümden bir şarkıyı dinleyip okurlarsa, yazı kafanızda daha da anlam kazanacaktır. İkisini de yapamıyorsanız Zeki Metin filmlerini düşünüp öyle başlayın.

Osman İşmen – Diskomatik Katibim

70’ler müziğin ticari kaygılardan daha uzak, müzisyenlerin merak ettikleri seyleri daha serbestçe denedikleri bir dönem. Osman İşmen’de Diskomatik Katibim’i 1978 senesinde çıkarmış. Tabi o gunü bugün böyle yorumluyoruz nihayetinde ama kaydedildiği zamanda para kazandırsın diye çıkmıştır bu albüm piyasaya. Bu sebeple ilk cümledeki önermemin tam olarak cevap verdiğine inanmasam da, sebeplerinden birisinin o olduğuna inanıyorum. Bir diğer sebep de daha fazla sayıda iyi müzisyenin aynı anda varolabildiği bir zamanda onlardan öykünerek müzik yapanların ürünleri de daha kaliteli oluyor. Cem Karaca’nın Barış Manço’nun günümüzdeki örneklerden çok daha iyi olmaları bunu açıklıyor sanırım.

Bu rahatlıktan olsa gerek Osman İşmen de denesem nasıl olur diyerek, ilgisini çeken birşeyi yapmışa benziyor. Türk müziğinin dna kodlarına işlemiş şarkıların bir kısmını o donemin (70’ler) revaçta tarzıyla yorumlayarak disco, funk, groove değişik bir albüm sunmuş bizlere. Nihavend longadan mehter marşına çok iyi bildiğimiz on şarkıyı bu şekilde dinlemek değişik bir his tabi. ama tarzların birbirine oturmamasindan kaynakli bir olmamislik, bir oturmamislik hissettim ben bir kaç şarkıda.

Yinede düşünmeden edemiyorum, kasap havası düğünlerde o dandik synthesizerlarla değil de Osman İşmen’in bu albümdeki haliyle çalınsa düğün salonlarının disko toplaronın daha bir anlamı olmaz mıydı diye. Bu albüm düğün salonlarında kendine yer edebilmiş ve bu günlere kalabilmiş olsaydı, düğün denen aksiyonun çok daha eğlenceli geçeceğine inanıyorum.

O yıllarda çıkan benzer albümlerin basına gelen hadise Diskomatik Katibim’inde başına gelmiş, Türk filmleri bu albümdeki şarkıları birçok filmde hunharca kullanmış. Zeki Metin filmlerine, Teco’nun hippi olduğu o ev partileri ya da çılgın diskotek ortamlarına dikkat, arkada mutlaka bu albümden bir şarkı çıkacaktır karşınıza. Gerçi gerilim sahnesine Pink Floyd Dogs solosu koyanlar da varmış bu memlekette. Tabi Yeşilçam o zamanlar Osman İşmen olsun Önder Bali orkestrasını kullanırmış. Doksanlara geldiğimizde Levent Kırca’nın Barbaros Hayrettin’inin enfes şarkılarını kullandığını da gördük, değişik kafalar tabi bunlar.

Denemek için alın/indirin dinleyin derim. Sonrasında bazı yerlerde belki sizde kullanmak istersiniz ya da arkadaslarınıza çalıp sekil de yapmak isteyebilirsiniz. Bir kere dinleyip bir şey kaybetmeyeceğiniz gibi şarkıların bu yorumlarını daha çok beğenebilirsiniz de.

Meraklısına Not: Albümde yer alan şarkılar aşağıdaki gibi

1) üsküdar’dan diskoteğe giderken
2) nihavent longa
3) mevlana, kara karadır
4) döktürü süt içtim diskotekte
5) konyalı final

kısım 2:

1) rast disko intro
2) hekimoğlu
3) disko kasap havası
4) azize diskotekte
5) ceddin dede (mehter marşı)


Çılgın atan birileri var buralarda

Her şey Rock’n Coke 2005’de Özlem Şimşek’in sesini ve Korhan Futacı’nın olağanüstü saksafonunu duymamla başladı. Sahnenin önündeki onlarca kişi gibi ben de performansın büyüsüne kapılmış şekilde yarım saat boyunca ritmle sallandım. O günden beri Tamburada ve grup dağıldıktan sonra ayrışanlar ne yapmışsa takip etmeye çalıştım.

Tamburada tamamı ile muhteşem bir oluşumdu. Çıkardıkları tek albüm olan Fantastik baştan sona defalarca dinlenebilecek şarkılarla dolu. Melodiler o kadar dokunaklı işlenmiş ki şarkılar, hislerin ve duyguların sese bürünmüş halleri gibi. Grubun müziğine baskınlık katan saksafonu ile Korhan Futacı’nın hayran olunacak bir performansı var. Özlem Şimşek’in muhteşem aksanı (anadili İngilizce’miş) ve sesi, özellikle Merdiven’in orta kısımlarında dünyanın en seksi sesi haline dönüşüyor. Feryin Kaya hastası olduğum basgitar tonlarının müsebbibi. Vurmalı enstrümanları Özün Usta, davulları da Berke Can Özcan çalmakta. Her grupta bulunması gereken Hammond’u çalan adam da Burak Irmak. Bu kalabalık kadronun son üyesi de elektronik efektleri ve “sample”ları borçlu olduğumuz Tansu Kener.

Fantastik, Baba Zula seven, jazz seven (aslında örneklenmesi çok zor bir müzikleri var) dinleyicinin bir defa dinlemesi gereken bir albüm. Ama asıl dinlenmesi gereken Tamburada’nın canlı performansı, Korhan’ın soloları ve grubun doğaçlamalarıydı. Ne yazık ki grup dağıldığı için bu anlamsız bir istek olarak kalıyor.

Çatalı Göster Bana!

Korhan Futacı, Berke Can Özcan, Feryin Kaya ve Burak Irmak Tamburada dağıldıktan sonra da Dandadadan’la müzik yapmaya devam ettiler. Tamburada’dan daha sert, ritmik ve enerjik olan Dandadadan, 2006 yılında çıkardığı Sen Bana Birini Android albümü ile Tamburada’nın deneyselliğinden hiçbir şey kaybetmediğini kanıtlamış oldu. Bu sefer vokalin değişmesiyle (ağırlıklı olarak Korhan) Dandadadan önceki grubun duygu dolu tınılarını bırakmış ve Zın Zın, Kuru Kuru, Hayaletler gibi daha gürültülü şarkılarla soundu başka bir yere çekerken sözleri de daha karamsar bir havaya sokmuş.

İnsanın dinlemeye doyamadığı bu albümü çıkardıktan bir süre sonra bu grupta kendisini rafa kaldırdığından beri, bu yetenekli insanların beraber ürettikleri yeni bir projeye rastlayamadım. Sadece Korhan’ın nerede duysanım tanıyacağım saksafonuna Yasemin Mori’nin Bırak Bu Rock’n Roll’u şarkısında rastlayıp ziyafet çektim. Keyifle dinlenecek şeyler üreten bu insanlar yaptıkları herşeyle takip edilmeyi haketmekeler.

Faideli bilgi;
http://www.myspace.com/dandadadan
http://www.lastfm.com.tr/music/DANdadaDAN
http://www.myspace.com/tamburada


Easy Star All Stars

Bu adamlar en sevdiğimiz grupların en sevdiğimiz albümlerini coverlıyorlar. Bu işi de şarkıları dub, reggae yorumlayarak yapıyorlar ve bu formül bir hayli başarılı olmuş. Bir defa canlı izleme imkanını da bulduğum Easy Star All Stars kesinlikle eğlence vaadediyor. Şu ana kadar çıkardıkları üç albümde Pink Floyd – Dark Side of the Moon, Radiohead – OK Computer ve Beatles – Sgt. Lonely Hearts Club Band albümlerini kendilerince yeniden düzenlediler. Değişiklik arayanlar için iyi bir grup.

Nedir, ne değildir diye bakacaksanız alın size bir iki şeker link

http://www.myspace.com/easystar
Canlıyken böyleler


Popüler Müziğin Kara Delikleri

Popüler olan mı kendisini dinlettiriyor, yoksa bilinmeyen bir güç mü bize yaptırıyor? Peki ya o şarkıları kim seçiyor? İşte bütün bu soruları irdeleyen gizem ve heyecan dolu bir macera

Wikipedia der ki; kara delik, çekim alanı her türlü maddi oluşumun ve ışınımın kendisinden kaçmasına izin vermeyecek derecede güçlü olan, kütlesi büyük bir kozmik cisimdir. Yani ne yapar bu kara delikler, etrafına toz, toprak, ışık, ışın demeden hepsini canavar gibi yerler. Bilim insanları, kimsenin tutamadığı bu astrofizik canavarların aslında hayatımızın hiçbir yerinde hiçbir şekilde karşımıza çıkamayacağını iddia ediyorlar. Hayır, yanılıyorlar. Türkiye’de yaşamışsanız mutlaka size de komşu bir kara delik mutlaka ki bulunmaktadır. Bu kara delik mahaller çekim alanlarına giren bütün müziği etkisi altına alıp yok ettikten sonra geriye kulaklarımıza pelesenk şarkılar bırakmaktadır. Neredeler bu kara delikler diye sormayın, komşu mahalleniz, gitmekten çok hoşlandığınız popüler mekânlar olabilirler.

Astrofizik kara deliklerin yedikleri kozmik abur cuburların kalıntılarına ne olduğunu bilememiyorum ancak müzikyutan kara deliklerin yemeklerini iyice sindirdikten sonra “işkence şarkılar” olarak doğaya saldığı aşikâr. Doğaya salma işlemini bölgenin ekonomik gücüne bağlı olarak kimi zaman bir Şahin’in “çaça” ses sisteminden(?), kimi zamanda bütün sokağa müzik yayını yapmayı amaç bellemiş bir korsan dvd dükkanından yapmaktadırlar.

Bu kara delikler müziğin her türlüsüyle beslenirken, dışkı olarak bıraktıkları atıklarda hip hop, pop, R&B ve rap favori tarzları olsa da bölgesine göre rock, tango, vals, hafif elektonik şarkılar da çıkmaktadır. Usher, Black Eyed Peas, 50 cent favori grupları olup neredeyse hitlerini kaçırmamaktadır. Hele ki Usher’ın Yeah parçası minibüsünden, “çakma” tshirt satınanına dar ama etkili bir yelpazede sıkı yer edinmiş, hala ara ara hayatımızı anlık zindanlara çevirebilmektedir. Minibüs örneği, bu astrofizik canavarın popüler müzik süpürüntüsü olan bu “atık müzik” dışkısını sadece lümpen yerlere bırakıp, sadece oraları kirlettiğini sanmayın; İstiklal Caddesi’nin baştan sona 2 yıl boyunca senkronize bir şekilde Seitkaliyev’in Waltz of the Butterfly parçasını çalan kitapçı ve kasetçiler birçok insanda kalıcı travmalar yarattı. Ömer Faruk Tekbilek I love you parçasını kaydederken insanlarda “yüz bin defa dinlemekten kulak travması” yaşayacaklarını düşünmemişti. Gerçi aynı şeyi Yedi Karanfil için söyleyemeyeceğim, onlar bunu düşünmüş olabilirler.

İşte doğanın bir dengesi sonucu ortaya çıkan bu karadelikler her gün akıllarımıza ziyan getiren şarkıları mekan, zaman, ekonomik, kalite durum dinlemeksizin üzerimize zerk etmektedir. Aslında “işkence şarkı” haline gelmemiş olsa keyifle dinleyebileceğimiz onca şarkı bu canavarı midesinde yok oldu gitti. Bu işkencelere maruz kaldıktan sonra Disco Partizani’yi tekrar dinlemem yaklaşık 6 ayımı alabildi, artık zevkle dans edebiliyorum. Aşağıda bize bu şekilde miras kalmış pis şarkıların kısa bir listesini görebilirsiniz.

Africanism All Stars – Zookey
Alex Guadino – Destination Unknown
Benni Benassi – Satisfaction
Bob Sinclair – What i Want by Fireball
Black Eyed Peas – Boom Boom Pow
Usher – Yeah